Çözüm Süreci Nereye Doğru?-1

Sürecinin Kısa Bir Serencamı

Tohumları cumhuriyetin kuruluşuyla atılan ve 1984 yılından sonra evirildiği silahlı çatışma döneminde on binlerce cana mal olan Kürt sorununu çözmeye yönelik olarak şimdiye kadar birçok adım atıldıysa da çeşitli nedenlerle başarılı olamadı.

Bu adımların en anlamlısı ve belki de en risklisi, Ak Parti hükumeti tarafından 2009’da başlatılan Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi ve demokratik açılımın devamı niteliğindeki çözüm süreci oldu.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Aralık 2012’de verdiği bir televizyon mülakatında Kürt sorununu çözmek için hükümetin İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşmeler yaptığını duyurmasının ardından hız kazanan bu süreç,  Mart 2013’te, Öcalan’ın Diyarbakır Nevruz etkinliklerine katılan yüzbinlerin önünde Türkçe ve Kürtçe olarak okunan mektubu ile zirve yaptı.

PKK, silah bırakmaktan İslam kardeşliğine kadar birçok umut dolu mesaj barındıran Öcalan’ın Nevruz mektubunun hemen bir ay sonrası olan Nisan 2013’te, bütün silahlı unsurlarını Türkiye’den Kuzey Irak’a çekeceğini duyurarak sürecin en önemli sacayağını yerine getireceğini ilan etmiş oldu.

Buna mukabil hükumet, doğulu ve batılısıyla umut haline gelen bu sürece katkı sunmak adına Ekim 2013’te farklı dilde eğitim imkanı, eski köy isimlerinin iadesi, öğrenci andının kaldırılması, “x, w, q” gibi Kürtçe alfabede kullanılan harflerin kullanılabilmesi gibi yenilikleri içeren demokratikleşme paketini ilan ederek sürecin sağlıklı yürüdüğüne dair samimiyetini gösterdi.

Sürecin Halktan Bulduğu Destek

Doğulu ve Batılısıyla Anadolu insanı, 30 yıldır süren çatışma ortamının yaşattığı acıları bir daha yaşamamak ve ebedi barışı yakalamak umuduyla bu süreci oldukça önemsedi.

Anadolu’da yaşayan bütün halklar arasında kardeşliğin yeniden tesisine olduğu kadar, Türklerle Kürtlerin beraberliklerini bin yıl daha sürdürmesine yol açacak bu sürecin hiçbir kınayıcının kınamasından aldırmadan “ille de kardeşçe yaşam” sloganıyla mutlu sonla sona ermesi için dua ve desteklerde bulundu.

Çatışma ortamının acılarını bizzat yaşayan, bunun bedellerini ödeyen, gözyaşı hiç dinmeyen ortamlarda dahi gelecekte daha fazla kardeşkanı akmaması için süreç destek gördü.

Şahsım için net söylemeliyim ki, sürecin muhatapları olan hükumet ve Öcalan’ın dışında tamamen sivil bir inisiyatif grubu olarak durumdan vazife çıkartıp çözüm platformu dahi oluşturuldu ki, bu inisiyatifin içerisinde ben de vardım.

Barışı arzulayan, kardeşlik ve huzurun yeniden tesisi konusunda başta bölgemiz olmak üzere Anadolu’nun farklı bölgelerinde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderlerinden oluşan bu platform, Türkiye’nin doğusunda ve batısında gerek açıklamaları gerekse yerinde ziyaretleri ile bir asırdır kaybettirilen kardeşliğin yeniden tesisine dair çalışmalarda bulundu.

Bu çalışmalarımız sırasında şunu net gördük: Acıyı yaşamış veya bu acıları yakinen hissetmiş toplumun büyük bir kesimi toplumsal barış yolunda atılan bu adımı içtenlikle destekliyordu.

Yine bu çalışmalarımız sırasında şunu da fark ettik: Acıdan kazanım devşirenler, kaoslu bölgede rahatlıkla yaptıkları kirli mal ve para transferinin kesileceği korkusuna kapılanlarla siyasi geleceğini ülkenin kaderinden daha önemli görenler ya katkı sunmayıp sustu, veyahut karşı çıktı.

Sürecin Olumlu Yansımaları

Pek tabi ki; Anadolu’nun ne batısından ne de doğusundan hiç kimse, güvenle yaşamayı hayal ettiği ve vatanım dediği topraklardan her gün şehit haberleri almak istemez.

Anadolu’nun ne batısından ne de doğusundan hiç kimse, güne silahlı saldırı ve çatışma haberleri ile uyanmak istemez.

Anadolu’nun ne batısından ne de doğusundan hiç kimse, günübirlik taş atan çocuk görüntülerini, patlama seslerini, yol kesme, adam kaçırma vesaire olayları duymak istemez.

Anadolu’nun herhangi bir evinden ağıtlar yükselmemesi, canların yanmaması ve geride hüzünlü boynu bükük duruşlar bırakmaması bile çözüm ve kardeşlik sürecini sevmesi için yeterli bir neden olmuştu.

Özellikle süreçle birlikte gözle görülür şekilde artan ekonomik ve sosyal refaha sevinen bölge insanının yüzünde tebessüm ve mutluluk yansımaları okunur olmuştu

Bu yüzden insanlar, kiminle ne konuşuluyor, ne tartışılıyor kısmını umursamadan çözüm sürecini sevdi ve sürecin devam etmesinden yana tavrını sürdürdü.

Sürecte Muhatap Sorunu

Cumhuriyet tarihinin belki de en büyük projesi sayılabilecek bu süreçte herkesin geçmişe dair kendini sorgulaması ve çözüme katkı sunmak adına kendisine bir vazife çıkartması gerekiyordu.

Nitekim öyle oldu ve toplumun ağırlıklı bir kesimi araştırma inceleme raporları, barış ve huzuru arzulayan yazılar ve temsil ettiği camiaya süreci anlatmak suretiyle katkı sunmaya çalıştı.

Ne var ki süreç bir taraftan olumlu ilerlerken, diğer taraftan ciddi bir muhatap sorunu yaşandığı da gözlerden kaçmıyordu.

Elbette bu sürecin en önemli muhatabı Öcalan ve misyonuydu.

Elbette devlet adına hükumet bu süreci önemli muhatapla görüşerek çözmeliydi.

Peki yeterli oldu mu? Hayır.

Olaya sadece dil bağlamında yaklaşan ve bölge tamamında % 30 temsiliyeti olan BDP ile bu sorunun ne denli sağlıklı çözüme kavuşturulacağına dair şüpheler bölge insanında en başından bu yana olmuştu olmasına ama sürecin ilerleyen aşamalarında bu muhatap sorunu daha da belirginleşmeye başladı.

Muhatabın kendi içerisindeki söylem çelişkilerini süreç boyunca şahit olduk.

Savaş eylemi ve barış söyleminin aynı elden oynatıldığı trajikomik davranış örneklerine hep birlikte şahit olduk..

Sayın Erdoğan’ın gerekirse baldıran zehri içerim samimiyet ve kararlılığıyla başlayıp İmralı’dan “gerekirse canımı feda etmeye hazırım” mesajıyla karşılık bulan bu süreçte hükümetin önemli muhatabı olan grubun içerisinde rol kapmaya çalışan farklı ekollerin samimiyetiyle ilgili şüpheler gün geçtikçe daha fazla ayan beyan oluyor.

Devam Edecek..

USTAD  09.12.2014

@akgulahmet